Türkiye Kamu-Sen kamu çalışanlarının hakları için İstanbul’da geniş katılımlı bir protesto gösterisi yaptı.
İstanbul’da önce Tekel işçilerine destek için 1 saatlik oturma
eylemine katılan Türkiye Kamu-Sen Yönetim kurulu üyeleri ardından
Taksim’den Galatasaray Lisesi önüne yürüdü.
Protesto yürüyüşüne binlerce kamu çalışanının katıldığı eylemde kamu
çalışanları hep bir ağızdan hükümete seslendiler. Kamu çalışanları,
uluslar arası sözleşmelerden ve Anayasanın ilgili maddelerinden
kaynaklanan sendikal haklarının olduğunu hatırlattılar. Attıkları
sloganlarla hükümetin kamu çalışanlarının demokratik ve sendikal
haklarına engel olmamalarını istediler.
Binlerce kamu çalışanının katıldığı yürüyüşe Türkiye Kamu-Sen’e
bağlı sendikaların genel başkanları da katıldı. Protesto yürüyüşü
sonrasında Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız bir konuşma
yaptı.
Akyıldız, kamu çalışanlarının sendikal haklarının var olduğunu ancak
siyasi iradenin bunları tanımakta ayak dirediğini belirterek 25
Kasım’da yapılan bir günlük iş bırakma eylemi ile hükümete ciddi
uyarılar verdiklerini söyledi.
Akyıldız, ülkemizin onayladığı 87, 98 ve 151 sayılı ILO sözleşmeleri
ile BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar arası
Sözleşme gereği memurlarımızın toplu sözleşme ve grev hakkı kesin
olarak varolduğunu belirtti.
Anayasanın 90. maddesine göre de usulüne göre yürürlüğe konulmuş
uluslar arası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu belirten Akyıldız,
siyasi iradenin bu gerçekten kaçtığını, görevlilerinin sendikal hakları
ile ilgili iç hukuk düzenlemelerini yapmamakta ısrar ettiğini söyledi.
25 Kasım’da hiçbir sivil toplum örgütünün başaramadığı büyüklükte ve
etkinlikte bir eylem yaptıklarını belirten Akyıldız eylemimiz sonunda
bir kez daha görülmüştür ki, memurun grev hakkı ile ilgili yasal bir
sorun yoktur dedi.
Akyıldız, yetkililere düşen, zaten var olan hakları tartışmak değil;
gerekli hukuki düzenlemeleri bir an önce yaparak, sorunu çözmek
olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
Ancak sorunu çözmek yerine işi yokuşa sürmeyi tercih edenler, bir
memur konfederasyonunun da desteği ile bu konuda bir çalıştay yaptılar.
Çalıştay’da havanda su dövüldü ve malumun ilanı olarak bir bildirge
açıklandı.
Peki sonuç ne oldu? Hiç bir şey. Çünkü zaten var olan ve hukuken
kesin olan bir konunun tartışılması karmaşa yaratmaktan başka bir işe
yaramazdı. Bir işe de yaramadı.
Bu toplantının temelinde yatan asıl unsur, memurun iş güvencesinin yok edilmesi arzusudur.
Memurun toplu sözleşme ve grev hakkı mücadelesini, iş güvencesinin
yok edilmesi için bir silah olarak kullanmak isteyenlerin sergilediği
oyunlardan biridir.
Memur sendikacılığı, birkaç temenni ile avutulacak, bir çalıştayla oyalanacak dönemi çoktan aşmıştır.
Türkiye Kamu-Sen, 25 Kasım’da bütün şüpheleri ortadan kaldırmış, sözü; eyleme dönüştürmüştür.
Şimdi masa başında oturup, bu hakkı sulandırmanın, grev hakkı ile iş
güvencesini karşılıklı kefelere koyup tartışmanın bir anlamı yoktur.
Hele ki, memur sendikalarının bu suça ortak olmalarının kabul edilir bir yanı hiç yoktur.
Türkiye Kamu-Sen olarak diyoruz ki: Grev hakkı ile iş güvencesinin
bir arada olamayacağı söylemi, grev yapan çalışanların işten
çıkarılabilmelerinin sağlanmasına yönelik bir tehdittir.
Grev, çalışanların haklarının korunması ve ilerletilmesi amacıyla başvurduğu bir araçtır.
Grev yapan çalışanın bu nedenle işten çıkarılması ise zaten kanunlara aykırıdır.
Grev yapan çalışana iş güvencesi sağlamıştır. Memurluk güvencesi ise
kamu adına hizmet üretenlere, kamu hizmetinin bir gereği olarak
sağlanmış bir haktır.
İş güvencesini yok etmek, memuru yok etmek demektir.
Memurluk ve iş güvencesi; sendika hakkı ve toplu sözleşme - grev
hakkı birbirinden ayrılamaz kavramlardır. Memur varsa iş güvencesi de
olmak zorundadır.
Sendika hakkı varsa, toplu sözleşme ve grev hakkı da olmak zorundadır.
Dolayısıyla ne memurlara tanınacak sendikal hakların toplu sözleşme
ve grev hakkından soyutlanması ne de sendikal hakları kullananların iş
güvencesinden mahrum bırakılmaları söz konusu olamaz.
TEKEL işçileri, 75 gündür iş güvencesi için direnmektedir.
Çalışanlar bu uğurda açlık grevine gitmekte, ölümü bile göze
almakta, canlarını ortaya koymaktadır. Bu dönemde iş güvencesi,
çalışanlar açısından hayati önem içeren bir konudur.
Siyasi irade ise çalışanların iş güvencesini yok etmek için her türlü kirli oyunu sahnelemektedir.
Bu zihniyetin en büyük arzusu kanunlarla memurlara tanınmış olan
güvenceleri de kaldırarak, istediği gibi yönlendirebildiği, güvencesiz,
güvensiz ve iktidar uşağı bir memur kitlesi yaratmaktır.
Bu amaçla memurluk güvencesi üzerinde yaratmak istedikleri her türlü tahribat, Türkiye Kamu-Sen tarafından bertaraf edilmiştir.
AKP iktidarının yeni stratejisi ise toplu sözleşme ve grev hakkı
tartışmaları üzerinden, memurluk güvencesini tartışmaya açmaktır.
Türkiye Kamu-Sen bu oyuna gelmemiştir ama bu oyunda figüran olmak için can atan taşeron bir konfederasyon bulunmuştur.
Nitekim geçtiğimiz günlerde bu konfederasyona düzenlettirilen
kongrede sayın Başbakan, “memura toplu sözleşme ve grev hakkı vermemiz
için memurlarla işçilerin çalışan adı altında birleşmesi zorunludur.
Başka şekilde olmaz” demiştir.
Bu memur konfederasyonunun yetkilileri ise Başbakanı ayakta alkışlamışlardır.
Bilinmelidir ki, toplu sözleşme ve grev, memurlarımızın yasal hakkıdır.
Ancak bunun 4688 sayılı kanun içinde de düzenlenmesi ve toplu sözleşme sisteminin kurulması gerekmektedir.
Türkiye Kamu-Sen’in girişimleri sonucunda ILO’nun 2009 yılında
Türkiye ile ilgili olarak aldığı karar, siyaseti mahkum etmiştir. ILO,
hükümet temsilcilerine “artık sizin verdiğiniz söze inanmıyoruz, eğer
siz memura toplu sözleşme ve grev hakkı veren kanun değişikliğini
beceremiyorsanız, biz size teknik destek vereceğiz” demiştir.
Türkiye Kamu-Sen memurun iş güvencesinin bekçisi, toplu sözleşme ve grev hakkının yılmaz takipçisidir.
Türkiye Kamu-Sen, memurun hiç bir hakkının gasp edilmesine müsaade etmeyecektir.
Türkiye Kamu-Sen, memurlarımızın toplu sözleşme ve grev hakkından asla vazgeçmeyecektir.
Bizler inançlı ve kararlı olduğumuz sürece, kazanacağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Verdiğimiz iş güvenceli, toplu sözleşme ve grev hakkı mücadelemizi mutlaka kazanacağız.