Bir Toplumun Gelişmesini,Kalkınmasını,İlerlemesini geciktirmek, engelleme veya geriletmek istiyorsan o toplumun kadınlarını engelleyeceksin.
İnsan tarih boyunca kendi mutluluğu için değişik yönetim biçimleri denedi. Daha
iyiye ulaşma çabasıyla her yeni yönetim bir öncekinin küllerinden doğdu.
İnsanlar ihtiyaçlarını karşılama ve can güvenliğini korumak için bir araya
gelerek birlikte yaşamanın kurallarını koyarak köyleri, kasabaları, ilçeleri,
şehirleri ve ülkeleri oluşturdular. Kimi zaman diktatörlükle kimi zaman krallıklar,
kimi zaman da derebeyliklerle yönetildiler.Daha sonraki süreçlerde teknolojinin
ve sanayinin gelişmesiyle birlikte Demokrasinin yaygınlaşması beraberinde sivil
toplum hareketlerinin de gelişmesini sağlamıştır.
Sivil toplum, adından da anlaşıldığı gibi `sivil` bir toplum biçimidir. Hukukun
üstünlüğü ilkesine göre işleyen, sivil hükümete sahip, sivil kurumları ve
insiyatifi gelişmiş, toplumsal düzeyde farklılaşmaya, çeşitliliğe açık, bireyin
ve toplumun karar mekanizmasına izin veren bir toplum bence sivil toplumdur.
Demokrasi ile sivil toplum arasında bir bağlantı kuracak olursak , aslında
sivil toplum-demokrasi ilişkisine baktığımızda ikisinin el ele ve birbirlerini
tamamlayarak geliştiğini söyleyebiliriz. Demokrasinin kurumlaştığı, oturduğu
yerlerde sivil toplum gelişmekte, sivil toplumun geliştiği yerlerde de
demokrasi bir yıldız misali parlamaktadır. İkisi arasındaki ilişkiyle ilgili
şöyle bir şey söylesek sanıyorum yanılmış olmaz: Demokrasi kalıpsa, sivil toplum onun ruhu ve
bedenidir.
Biliyorsunuz ki demokrasinin bir boyutu haklar ve
özgürlüklerle ilgili olup diğer bir boyutu da katılımla ilgilidir. Aktif ve
dinamik katılım imkanını sağlayan sivil toplumdur. Sivil toplum anlayışı
gelişmiş olan toplumlarda demokrasi daha katılımlı, daha renkli merkezi biçimde
gelişmektedir. Güç bir merkezde toplanmıyor, aksine toplumun geneline
yayılıyor. Sivil toplum örgütleri gücün tabana yayılmasında kritik rol
oynuyorlar.
Sivil Toplum, demokrasinin
içinde kadının yeri neresi,statüsüne ne
kadar etkili?
Uygarlık bir medeniyet toplumu yaratır. Medeniyeti, ortak kuralları olan
toplumlar yaşar ve yaşatır. Kadını üretimden, hizmetten, yönetimden soyutlayan
toplumlar sosyal bir toplum değildir. O toplum erkeksidir ve erkeklerin
egemenliğindedir. O toplum mat bir toplumdur çok seslilik ve çeşitlilik
yoktur.Kadının olmadığı mekân salaş bir yer olmaktan kurtulamaz, o mekân
erkeklerin hâkimiyetinde, yüksek sesle konuşulan, argo söylemlerin olduğu,
geyik muhabbetlerinin yapıldığı, sanatın, edebiyatın konuşulmadığı yerlerdir.
Kadının elinin değmediği bir nesnede estetiklik göremediğiniz gibi, kadının
uğramadığı, takılmadığı bir yerde, hizmet de zariflik ve güzellik de olmaz. Bir
toplumda kadın üretimde, hizmet sektöründe ve yönetimde yoksa, eve kapatılmışsa
eğitim düzeyleri de erkeklere göre daha düşükse, o toplumun sosyal olması,
değişmesi mümkün mü?
Bir Toplumun Gelişmesini,Kalkınmasını,İlerlemesini geciktirmek, engelleme veya
geriletmek istiyorsan o toplumun kadınlarını engelleyeceksin.
Büyük Önder ATATÜRK’ün dediği gibi ; Bir toplum, cinslerden yalnız birinin
yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya
zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi,
kadınlarımıza karşı İHMAL ve KUSUR'dur. Bir TOPLUM, bir MİLLET ERKEK ve KADIN
denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı
topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!
Dünyada hiç bir milletin kadını "Ben ANADOLU KADINI'ndan fazla çalıştım.
Milletimi kurtuluşa ve zafere -yürmekte ANADOLU KADINI kadar emek verdim,"
diyemez!.. Dünya yüzünde gördüğümüz her şey KADIN'ın ESERİ'dir.
Bu vesileyle fedakar ve cefakar olan anadaolu türk kadının 8 mart dünya
kadınlar günü kutlarım